27 Haziran 2015 Cumartesi
ADAM VE GERİYE KALAN NEREDEYSE HER ŞEY
Önce bir dünya kuruyorsun, içine bir adam koyuyorsun. Adama bir saksı veriyorsun birkaç da tohum ekmesini istiyorsun saksıya. Yapıyor bunu sebebini sormadan. Saksının içinde önce gövdedeki yeşilden başlayarak çiçeğine ulaşıncaya kadar gökkuşağının renkleri bitiveriyor. Koparmasını istiyorsun çiçeği saksıdan. Adam tereddüt etmeden söküyor çiçeği toprağından. Hadi diyorsun, boya dünyamı. Gökkuşağının renklerinden bir gökkuşağı, sonra mavisinden nehirler çiziyor adam içine balıklar koyuyor. Çimenleri çiziyor bazen orada uyutmak için seni. Gökkuşağına bir salıncak kuruyor seni oturtuyor üzerine sallamasını istiyorsun sallıyor. Nehri seyre dalıyorsun ilkin sonra yoruluyorsun. Adama uyut beni diyorsun kulağına şiirler fısıltıyor. Çimenlerin üzerinde uykuya dalıyorsun. Uyandığında susadığını hissediyorsun, adamdan seni nehre götürmesini istiyorsun. Orada kendi siluetini ve adamın renklerini görüyorsun. Adam beyaz, gözünde kahverengi tonları var. Sarılıyorsun adama, göğsünde kalbinin tonları var. Kendi renklerin kendi dünyanda. Ve adam da giderse kapkara bir sen kalacaksın buralarda. Sımsıkı sarıyorsun boynuna ve bir kez daha kulağına eğilip bir şeyler fısıldıyorsun. Sesin çıkmıyor. Ona gülümsüyorsun fakat mimiklerin yok. Adam pek seni sorgulayan bir tip değil zaten. Onun gördüğü bir karanlık sen, yalnızca bu kapkara kadınla bir ömür geçirmek istemiyor o da. Senin nehirlerinden başka diyarlara gidiyor adam. Ve geriye yalnız bir kapkaranlık sen, salıncak gökkuşağı ve balıklar.. Çiçeğin de çimenlerin üstünde, yalnız renklerinden biraz kaybetmiş mi dersin?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder